Kocasinan/Kayseri Ayşe Baldöktü Mesleki Eğitim Merkezi
Çırak Kayıt Şartları Ustalık eğitimi Eğitici Ustalık Kamu Hizmet Standardı AB Projeleri Etkinlikler İletişim Atatürk Köşesi
Ara
Javascript DHTML Tree Menu Powered by dhtml-menu-builder Javascript DHTML Tree Menu Powered by dhtml-menu-builder.com
Alt Menü
2005-2010 Modüler Ders Programlarımız
2010 dan sonra uygulanan modüler ders programlarımız
Halk Eğt. Modüler Programları
Resmi Gazete
MEB Mevzuat bankası
E-Devlet
Çalışma Takvimi
2011-2014 Stratejik Planımız
Usta Öğret. Kursu Başv.Formu
İşlemlerden Sorumlu Personel

Tebliğler Dergisi

Kamu Hizmet Standartdımız

Kamu Hizmet Envanterimiz

Ahi ekibimiz

Ahilik Nedir?

   

Ahilik Kültürü Haftası

Her yıl ekim ayı içerisinde geleneksel olarak kutlanan Ahilik kültürü haftasını, 11-17 Ekim tarihleri arasında kutladık Okulumuz Ahilik Ekibi çeşitli yerlerde kutlamalara katıldı.

Selçuklu Türklerinde dini ve milli birliğin muhafazasında, Osmanlı Devletinin kuruluşunda ve Osmanlı insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler gören içtimai bir teşkilat. Arapça "kardeşim" manasına gelen ahi ile Türkçe "cömert, eli açık" manasında olan "akı" kelimeleri ile yakınlık göstermekte ise de hangisinden geldiği belli değildir. Her iki kelimeden de gelmesi ihtimal dahilindedir. Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu'da yaşayan Türklerin esnaf ve sanatkarlarının birliğini, çalışma esas ve usullerini teşkil eden sosyo-ekonomik bir Türk kurumudur.Ahilik, ihtiva ettiği hizmetler bakımından cömertlik, mertlik ve mürüvvet manalarına gelen fütüvvet teşkilatının daha da gelişmiş bir şekli olarak görülmektedir. Sonraları esnaf ve sanatkarlar birliğine unvan olarak verilmiştir. On birinci asrın ikinci yarısından itibaren Anadolu'ya girmeye başlayan Müslüman Türkler (Selçuklular), Türkistan'da ticaret ve sanayi merkezlerinde yaygın fütüvvet ilkelerini de beraberlerinde getirdiler. Bu ilkeler arasında bilhassa; Müslüman kardeşinin işini görmek, onun yardımında bulunmak, hata ve kusurlarını affedip, hüsumet ve düşmanlık beslememek, ayıp ve kusurlarını örtmek, kendisini başkasından üstün görmemek, musibete uğrayan düşman bile olsa sevinmemek başta gelmektedir.Diğer taraftan Horasan ve Maveraünnehr'deyken Fahreddin Razi, Ahmed Yesevi ve Şihabüddin Sühreverdi gibi büyük alimlerden ders alan Ahi Evren (1171-1262) daha sonra Anadolu'ya gelerek, Kayseri'de yerleşmiş ve halkı irşad vazifesine başlamıştı. Kayseri'de debbağlık yapıp, elinin emeği ile geçinen Ahi Evren, Türkistan'dan gelen bilhassa esnaf teşekküllerini bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırdı. Fütüvvetnamelerden faydalanarak teşkilatın bir nevi yönetmeliğini yazdı. İslam ahlakını esas alan bu yönetmeliği esnaf ve sanatkar arasında tatbik etti. Onlar arasında İslam ahlakına dayalı bir birlik ve kardeşlik kurdu. Böylece "ahilik teşkilatı" ortaya çıktı. Diğer taraftan hocası Evhadüddin Kirmani'nin kızı olan hanımı Fatma Bacı da kadınları yetiştirip "Baciyan" grubunu teşkil etti.Ahilik teşkilatı sayesinde Anadolu'da Rumlar ile Ermenilerin elinde olan sanat ve ticaret hayatına zamanla Türkler de katılıp, söz sahibi olmaya başladılar. Ayrıca ahiler, yaptıkları zaviyelerde Müslüman tüccar ve esnafın ahlaki terbiyesi ile de uğraştılar. Ahi zaviyeleri zamanla memleketin her tarafına yayıldı.Ahiler, içtimai hayattaki bu hizmetleri yanında ihtiyaç halinde gazalara ve memleket müdafasına da katıldılar. On üçüncü asrın ilk yıllarında Çin'in kuzey-batısında katliamlara başlayan, kısa bir müddet içerisinde dünyanın siyasi haritasını alt üst eden ve Anadolu'ya doğru yaklaşan Moğol tehlikesine karşı tedbir aldılar. Moğolların önlerinden kaçıp gelenlere kucak açarak Anadolu insanını, Moğollara karşı gaza aşkı ile doldurarak; cihad yolunda Allahü tealanın rızasından başka bir şey düşünmeyen kimseler olarak yetiştirmeye çalıştılar ve bu insafsız düşman karşısında kahramanca mücadele ettiler.Nihayet Moğollar, 1243 yılında Kayseri'yi muhasara edip, çetin bir muharebe sonunda şehri ele geçirince, binlerce ahiyi şehid ettiler. Anadolu'nun karışıklıklar içerisinde olduğu bu sırada, Ahi Evren'i de Kırşehir'de öldürdüler.Kısaca sulhte muallim, muharebede asker olan ve Anadolu'nun her tarafına yayılmış bulunan ahiler, gerek Moğol zulmü ve gerekse başka karışıklıklarla sıkılan ve bunalan insanlara maddi ve manevi güç ve moral vererek Osmanlı Devletinin kuruluşuna kadar Anadolu'yu dini ve milli birlik içinde tutmaya muvaffak oldular.Bu sırada Söğüt civarında gelişmekte olan Osmanlı Beyliğinin emrine koşan ahilerin bir kısmı, uçlara yerleşip zaviyeler kurdular. Doğudan bu mıntıkaya gelen Türkmenlerin erkeklerini ahi erkekleri, kadınlarını da Fatıma Bacının yetiştirdiği bacıyan grubu terbiye etti. Böylece üç kıtada altı asır at koşturacak olan istikbaldeki Osmanlı neslinin temelini attılar.Bu esnada itibarlı bir ahi olan Şeyh Edebali, Osman Gazi ile yakın münasebetler kurup kızını ona verdi. Orhan Gazi ve Murad-ı Hüdavendigar ahilerden olup, vezirleri Alaeddin ve Çandarlı Kara Halil de ahi idiler. Böylece ahilerden bir kısmı alim, kadı olarak ilim sahasında, bir kısmı vali ve komutan olarak idari ve askeri alanda, bir kısmı da ticaret ve sanat alanında hizmet vermeye başladılar. Ahilerin İslamın emri olan, zamanın kıymetini bilmek, disiplinli bir hayata sahib olmak, istişare etmek, adil olmak ve adalet esaslarını aşıladıkları küçücük bir aşiret, kısa zamanda büyük bir devlet olmaya başladı.Zaman zaman devletin yükünü hafifletici hizmetlerde de bulunan ahiler, Bursa'yı Düzmece Mustafa'nın hücumundan korudukları gibi, 1360 yılında idareleri altındaki Ankara'yı Sultan Birinci Murad'a teslim ettiler.Bu hizmetlerine karşılık Osmanlılar, ahilere yardımcı olup hürmet göstererek halkı yetiştirmeleri için teşvikde bulundular. Bu yüzden daha sonra Birinci Murad'ın ahilerin başı olduğu ve kendisinden Ahi Murad diye bahsedildiği de bilinmektedir. Osmanlı Devleti kuvvetlenip Anadolu'ya hakim olduktan sonra, ahiler daha ziyade hayırsever bir cemiyet, bir esnaf teşkilatı şeklinde faaliyetlerini devam ettirdiler.Ahiler arasında sanatın okumakla değil, ahinin yetişmesi için, üstattan öğrenmesi şartı getirilip; yamaklık, çıraklık, kalfalık, ustalık, yiğitbaşılık, ahi babalık ve kethüdalık safhalarından geçmesi şartı vardı. Gündüz işinde çalışan ahiler, akşamları kendilerine mahsus binalarda sohbetlere katılırlardı. Böylece ahilerin ahlaki terbiyesi ihmal edilmezdi.Ahilerin kendilerine mahsus kıyafetleri vardı. On dördüncü asır seyyahlarından İbn-i Battuta, üstlerine hırka, başlarına sarık sarılı beyaz yünden bir külah ve ayaklarına mest gibi ayakkabı giydiklerini bildirmektedir. Ahiliğe kabul edilen namzede, şeyh tarafından şedd-i bend denilen ve ahiliğin nişanı kabul edilen bir kuşak kuşatılırdı. Ahiler kuşaklarında, büyükçe bir bıçak taşırlardı.Ahilik teşkilatında şu mertebeler bulunurdu:1) Teşkilata yeni giren yiğitler, 2) Ahi bölükleri (Altı bölük olup ilk üç bölüğe "eshab-ı tarik", diğer üçüne de "nakib" denirdi), 3) Halife, 4) Şeyh, 5) Şeyh-ül-meşayıh.Ahilerin idare heyeti, her sanat kolunda, kendi azaları arasından seçilmiş beş kişiden meydana geliyordu. Kendilerine kadı tarafından seçimden sonra resmi vesika, icazet verilip, icraatları ve neticeleri büyük meclise bildirilirdi. Birlik idare heyeti her ay üç gün toplanırdı. İdare heyeti, birliğin hazinesi mahiyetinde olan orta sandığını idare ederdi.Ahilerin kendilerine has merasimleri vardı. Bunlardan bazıları şöyledir:1. An'anevi Ahi Evren merasimleri: Senelik olup, Ahi Evren'in türbesinin bulunduğu Kırşehir'de yapılırdı.2. Yol atası ve yol kardeşliği merasimi: Ahiliğe girmek talebinde bulunan gençlerin birliğe kabul edilmesi mahiyetindeki bir merasim olup, zamanla çırak kabul etme merasimi halini aldı.3. Yol sahibi olma merasimi: Çıraklık müddetini tamamlayanların kalfalığa yükseltilmesi için yapılan merasimdi.Ahilerin yönetmeliğine göre, ahinin üç şeyi açık olmalıydı: Eli açık, yani cömert olmalı; kapısı açık, yani misafirperver olmalı; sofrası açık, yani aç geleni tok göndermeli. Üç şeyi de kapalı olmalıydı: Gözü kapalı olmalı, yani kimseye kötü nazarla bakmamalı; kimsenin ayıbını görmemeli; dili bağlı olmalı, yani kimseye kötü söz söylememeli; beli bağlı olmalı, yani kimsenin namusuna ve şerefine göz dikmemeli.Ahilik mensuplarının, takdir edilmelerinin yanında cezalandırıldıkları da olurdu. Fütüvvetnamelerde şu on sekiz şeyin ahiyi ahilikten çıkarma sebebi olduğu ayrıca Cehennemlik yapacağı yazılıdır:1) Şarap içmek, 2) Zina yapmak, 3) Livata yapmak, 4) Dedikodu ve iftira etmek, 5) Münafıklık etmek 6) Gururlanıp kibirlenmek, 7) Sert ve merhametsiz olmak, 8) Hased etmek, kıskanmak, 9) Kin tutmak, affetmemek, 10) Sözünde durmamak, 11) Kadınlara şehvetle bakmak, 12) Yalan söylemek, 13) Hıyanet etmek, 14) Emanete riayet etmemek, 15) İnsanların aybını örtmeyip, açığa vurmak, 16) Cimrilik etmek, 17) Koğuculuk ve gıybet etmek, 18) Hırsızlık etmek.Yine ahi yönetmeliği olan fütüvvetnamelere göre; ahi, helalinden kazanmalıdır. Hepsinin bir sanatı olmalıdır. Yoksul ve düşkünlere yardım etmeli, cömert olmalıdır. Alimleri sevmeli, hoş tutmalıdır. Fakirleri sevmeli, alçak gönüllü olmalıdır. Temiz, iyi kimselerle sohbet etmeli, namazını kazaya bırakmamalı, haya sahibi olup, nefsine hakim olmalı, dünyaya düşkün olanlarla beraber düşüp kalkmamalıdır. Bunlar asırlarca Osmanlı insanının ahlakının temel taşı olan hasletler haline geldi.Osmanlı Devletinin bünyesinde bu hizmetleri hakkıyla yapmış sanat ve ticaret hayatını Osmanlının maddi ve manevi yapısına göre düzenlemiş olan ahilik teşkilatı diğer kıymetli müesseseler gibi bilhassa İngilizlerin desteklediği Mustafa Reşid Paşanın hazırladığı Tanzimat Fermanı'ndan sonra, büyük bir sarsıntı geçirmiş ve eski fonksiyonunu kaybetmiştir.

******  KAYNAK :  YENİ  REHBER ANSİKLOPEDİSİ  ******

AHÎLİĞİN GÖRGÜ KURALLARI
Ahîlik kurumundaki eğitiminin asıl amaçlarından biri "ferdi sosyalleştirerek şahsiyet haline getirmek ve üstün insan kılmak"tır. Bireyin sosyalleşmesi için gerekli kabul edilen ve "görgü kuralları" olarak ifade edilen bütün kuralların Ahî zaviyelerinde, Ahî örgütü üyelerine kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu kuralların bireye benimsetilmesi için cumartesi akşamları zaviyelerde dersler verilmiş(1) ve uygulanması mümkün olanlar uygulanmıştır. Fütüvvetin ancak bu kurallarla tamam olabileceği beyan edilmiş ve "nefs terbiyesi ders terbiyesinden hayırlıdır" hadisi esas alınarak kurallar benimsetilmeye çalışılır(2). Ferdin tavır ve davranışları haline getirilmek istenen görgü kuralları şu şekilde sıralanabilir:

1. Yemekte edepler 12 tanedir:

- Sağ dizin yukarıya dikilmesi,
- Sol ayağın aşağıda durması,
- Lokmanın çiğnenmesi,
- Lokmanın küçük olması,
- Yemeği dökmemesi,
- Ağzında lokma varken konuşmaması,
- Başkasının lokmasını gözetmeme,
- Ekmeği ısırıp bırakmama,
- Ekmeği yemeğin suyuna batırmamak,
- Sümkürmemek,
- Ağzını şapırdatmamak,
- Yemekten sonra ellerini yıkamak ve silmek.

2. Su içmekle ilgili edepler 3 tanedir:

- Bardağı (tası) iki eli ile tutmak,
- Dinlene dinlene içmek ve bitirmek,
- Dökmemek.

3. Söz söylemekteki edepler 4 tanedir:

- Sert konuşmamak (ağızdan bir şey sıçramaması için)
- Konuşurken sağa sola bakmamak,
- Sen, ben değil de siz, biz olarak hitap etmek,
- El kol hareketleri ile bir şeyi ifade etmemek.

4. Elbise giymekte dört edep vardır:

- Sağdan başlamak,
- Sarığı oturarak sarmak,
- Yürüyerek birşey giymemek, dururken giymek.

5. Evden çıkmaktaki edepler:

- Çıkarken sol ayakla çıkmak,
- Neşeli çıkmak,
- Endişeli çıkmamak,
- Çıkarken yukarıya bakmamak.

6. Yürümekteki edepler:

- Sert yürümemek,
- Çukurlara basmamak,
- Yanlara bakarak yürüme (dikkatli olma),
- Taştan taşa seğirtme,
- Yol ortasında yürümemek,
- Kimsenin ardınca bakmamak,
- Büyüğünün önünde yürümemek,
- Birisiyle giderken bir işle meşgul olup, onu bekletmemek.

7. Mahallede:

- İşi olmadıkça mahallede gezmemek,
- Karşıdan gelene yakın olma,
- Açık kapı ve pencerelerden bakmamak,
- Çocuklara uymamak,

8. Pazarda:

- Omuzunu kimseye vurmamak,
- Uzaktakileri çağırmamak,
- Kahkaha ile gülmemek,
- Tükürmemek,
- Sümkürmemek,
- Bir şey yememek ve içmemek.

9. Alış-verişte:

- Yumuşak söylemek,
- Az almak,
- Aldığı şeyi geri vermemek.

10. Eve bir şey getirmede:

- Elbisesini taşıma vasıtası yapmama,
- Açıktan getirmeme,
- Eve varır varmaz yememe.

11. Eve girerken:

- Haber verme,
- Sağ ayakla girmek,
- Selam vermek,
- Çevreye bakmamak,
- Besmele ile eve girmek.

12. Oturmaktaki edepler:

- Sağ dizi dikmek ve sol ayağın yerde olması,
- Kendi yerini bilmek,
- Ayağı örtmek,
- Ev sahibi konuşmadan konuşmamak.

13. Misafirlikte:

- Çağırmaya gelenin önünde yürümemek,
- Yiyecek ne var diye sormamak,
- Yemekten sonra çok oturmamak.

14. Hasta Ziyareti:

- İkindiden sonra gitmek,
- Güler yüzlü olmak,
- Hastanın sağ yanına oturmak,
- Çok oturmamak,
- Fatiha okumak.

Aslında görgü kuralları 700'den fazla olarak tek tek sayılmış ve ahîye öğretilmeğe çalışılmıştır. Ahîlik eğitimi, ferdin bütün gün (24 saat) yapacağı işleri ve yerine getirmesi gereken davranışları kapsamayı hedeflemiştir. Böylece birey, düzenli bir eğitimle, yaratılış amacına uygun uygun şekilde hareket eden olgun bir kişiliğe kavuşturulmuş olacaktır.

Ahilik ve Mesleki Eğitim
 

        Dünya tarihinin en eski devirlerinden beri var olan ve kurdukları medeniyetle insanlık tarihini derinden etkileyen milletler vardır. Türkler bu nitelikteki milletlerin başında gelmektedir. Günümüze geldiğimizde hep eski medeniyetlerin üzerinde inşa edilen kültür yapılarıyla karşılaşıyoruz.
           Dünyamız bir taraftan küreselleşme rüzgarıyla içten içe kaynarken bir taraftan da özgünleşme arayışına da sahne olmaktadır. Kültür etkileşimi ve medeniyetlerin öne geçme mücadelesi sergilenmeye başlamıştır.
           Türkler, en eski devirlerinden günümüze kadar dünyadaki gelişmelerden bağımsız kalmadılar. Nice İmparatorluklar, cihan devletleri kurdular. Kültürde, mimaride, müzikte, edebiyatta, askeriyede dünya devleriyle boy ölçüştüler. Bunun arkasında yatan manifesto ise ahilik felsefesiydi.
            Selçuklu ve Osmanlı ile birlikte 400 çadırlık aşiretten dünya liderliğine götüren sırrın anahtarı olan ahilik, bugünkü kuşaklar tarafından da araştırılıp anlaşılmayı bekliyor. Çünkü ahilik günümüz değerleriyle de uyum sağlayan yegane bir sistem.
            Çalışma-ahlak-bilgi üçlemesini esas alan, bireyleri meslek öğrenmeye-öğretmeye teşvik eden, milli ve manevi değerleri realiteyle bağdaştıran, bağnazlığa ve aşırılığa prim vermeyen bir öğretidir Ahilik.
          Toplumun tüm ihtiyaç duyduğu konulara çözüm getirmiştir. Tarih bilginleri, doğulu ve batılı gezginler, ahileri, iyi insan, iyi anne, iyi anne-baba, iyi komşu, iyi vatandaş, iyi işçi, iyi işveren ve iyi yönetici olarak tarif ederler. Üretkenlik , çalışkanlık, bilgelik, bilgiye sahip olmak için olağanüstü fedakarlık, vatanseverlik, ahlaklılık, milli ve manevi değerlere ölesiye bağlılık, Ahiliğin temel öğretileridir.
          Esnaf ve sanatkar kesiminin tarihine baktığımızda ilk teşkilatlanma birimleri olan 'Ahi Birlikleri' karşımıza çıkar. Bilindiği üzere Ahilik ya da Ahi Teşkilatı, Anadolu' da XIII. Yüzyılda görülmeye başlayan, Selçuklu Devleti yıkılmaya yüz tuttuktan sonra sosyal düzeni tesiste ve Osmanlı Devletinin kuruluşunda büyük rol oynayan bir kurumdur. Gerek Selçuklu ve gerekse Osmanlı Devleti dönemlerinde, günümüzdeki kooperatif, sendika, sigorta ve bankaların fonksiyonunu yüklenmiş bulunan Ahilik, İslam iş ahlakını yayan ve benimseten bir kuruluş olarak ta dikkati çekmektedir.
          Ahilik, Anadolu Türküne, alın teri ile geçinme, başı dik  kendine güvenen ve minnetsiz yaşama yeteneğini kazandıran bir ruh aşılanmıştır. Ahiliğin, tekke ve zaviyelerde kümelenip halka el açarak, kutsal duygular sömürücülüğü ile onların sırtından geçinen asalak tarikatlardan farkı buradadır.
          Esnaf ve sanatkar kesimi Ahilik kültürünün oluşturduğu, geliştirdiği ve bugüne kadar getirdiği sosyal ve ekonomik bir oluşumdur. Bu oluşumun dayandığı dört esas vardır. Bunlar; AKIL, AHLAK, BİLİM VE ÇALIŞMA'dır. Esnaf ve sanatkar kesimimiz Ahilikten gelen bu güzel değerleri halen taşımaktadır.       
         Ahilik felsefesi,  temelleri XII. Yüzyılda Kırşehir'de atılmış, daha sonra tüm Anadolu'ya yayılmış, izleri bugüne kadar süregelmiş kültürel, sosyal ve ekonomik bir oluşumdur. Ahilik kurumu mistik bir yol, bir tarikat olmaktan ziyade sosyal ve ekonomik yönden işleyen ve siyasal, askeri ve kültürel yönleri de bulunan bir dünya düzenidir.
          Ahilik, aynı zamanda sosyal hayat kadar ekonomik hayatı da yönlendiren günümüzde hala geçerliliğini koruyan, bugünün şartlarında bile bir çok ülkede sağlanamamış adaletli, verimli ve son derece güzel bir sistemi Türk toplumuna kazandırmış bir KÜLTÜR'dür.
           Osmanlı imparatorluğunun çöküşünden Ahilikte payına düşeni almış gitgide yozlaşmıştır. Sonuçta giderek loncalar bozulmuş, gediklere töreye göre değil, iltimasa göre atamalar yapılmaya başlanmıştır. Esnaf ürettiği malı satamaz olmuştur.
           Bu dönem devlet tam bir çöküş yaşamıştır. Nihayet 1912 yılında loncalar tamamen ortadan kaldırılmıştır. Böylece 700 yıl boyunca yaşamış ve Anadolu halkının ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamında belirleyici rol oynamış olan ahilik sistemi tarihe karışmıştır.

1.AHİ TEŞKİLATI

  1.1.Kelimenin Tanımlanması:
Ahilik, XIII. Yüzyıldan XX. Yüzyıla dek Anadolu'daki esnaf ve sanatkarlar birliklerine verilen bir addır.
Kelimenin, sözlük, terim ve örgüt olarak türlü anlamları vardır.

A)
     Ahi kelimesi arapçadır ve sözlük anlamı " kardeşim " demektir. Ancak  bazı yazarlar   Ahi sözcüğünün Türkçe ' de cömert, eli açık, yiğit anlamına gelen " akı " sözcüğünden geldiğini ileri sürmektedirler. Anadolu' da Türk kurum ve terimlerinin fazlalaştığı bir dönemde " akı " nın Arapça " kardeşim " anlamına gelen " Ahi " ye dönüştürüldüğü düşünülmektedir.
B)     Terim olarak Ahilik, belli devrede esnaf ve sanatkarlar birliğini ifade eder
C)     Örgüt olarak ise: XIII.Yüzyılın ilk yarısından başlayarak XX. Yüzyılın başlarına dek Anadolu şehir, kasaba ve hatta köylerindeki esnaf ve sanatkarlar kuruluşlarının eleman yetiştirme, işleyiş ve kontrolerini  düzenleyen bir kurumdur diye  tanımlanabilir. (Çağatay, 1989, s.1).

  1.2.Ahiliğin Kökenleri:
        Bu konu üzerinde en ciddi incelemeleri yapan batılı araştırmacılar Ahiliğin  kökenlerini, doğuda özellikle Araplar arasında gelişmiş olan fütüvvet örgütüne dayarlar ; ama gene de fütüvvetten bir hayli değişik ve Anadolu Türklerinin onu, bu bölgede geliştirip  biçimlendirdiklerinde yani,Anadolu Türklerine özgü kuruluş olduğunda birleşmektedirler.
        Gerçekten Ahi töre ve törenlerini, örgüte giriş kurallarını kapsayan Ahi yönetmeliği niteliğindeki eserlere son zamanlara dek "fütüvvetname" adı verilmiştir. 
         Ahilikten önceki fütüvvetnamelerde nitelikleri anlatılan fütüvvetçilik ahilikten önce ortaya çıkmış bir kuruluştur. Ancak fütüvvetçilik, daha çok kişisel erdemlere ve askeri niteliklere önem verdiği halde ahilik, ilk sıralarda yani, XIII.yüzyıl başlarında Osmanlıların askeri ve yönetim kurumlarını düzene koymasına dek hem esnaf ve sanatkarlar korporasyonu gibi hem de devlet askeri güçleri yanında, Abbasiler yönetimindeki fütüvvetçiler gibi onlara yardımcı olarak görev yapmış bir kuruluştur. (Çağatay,1989, s.1-2 )

1.3.Tarihte Fütüvvet ve Ahilik İlişkisi :

        Ahilik, XIII.-XIX. yüzyıllar arasında Anadolu'da yaşayan halkın sanat ve meslek alanında yetişmelerini sağlayan, onları ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas olarak düzenleyen bir örgütlenmedir. İyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzen olan Ahilik,

-          Ahlak

-          Eğitim-Bilim

-          Teşkilatlanma

-          Kalite-Standart

-          Üretici-Tüketici ilişkisi

-          Denetim
vb. konularda yaşadığı dönemin toplumsal yapısını düzenlemiş bir sistemdir.

Esnaf ve sanatkar camiasının tarihine baktığımız zaman "Ahilik" ile Fütüvvet'in önemli bir yer tuttuğunugörürüz. Çünkü bu iki kurum ve düzen çok uzun yıllar Osmanlı toplumunun belirleyici öğeleri olmuşlardır.
       Konu üzerinde araştırma yapmış olan batılı organizatörler Ahiliğin kökenlerini Doğuda özellikle Araplar arasında gelişmiş olan Fütüvvet Teşkilatına dayarlar. Ancak yine de Ahiliğin Fütüvvetten bir hayli değişik, Anadolu Türklerine özgü bir kurum olduğunda birleşirler.

           Eldeki kaynaklardan edinilen bilgilere göre Anadolu'daki Ahilik doğudaki fütüvvetçiliğe benzer bir kurum olarak görülmektedir. Bir başka deyişle, fütüvvetçilik Anadolu'da birtakım değişikliklere uğramış, yeni bir takım nitelikler kazanmış ve Ahilik olarak anılmaya başlanmıştır. Kaynaklarda değişik yorumlara rastlanmakla beraber Ahiliğin fütüvvetçilikten etkilendiği, bazı temel kurallarını fütüvvetçilikten aldığı konusunda hemen herkes hemfikirdir.
          Ahiliğin tarihine şöyle bir baktığımızda fütüvvetçilikle yan yana anıldığı ya da iki kavramın çoğu kez birbirleriyle açıklandığını görürüz. Bu sebeple fütüvvetçiliğe çok özet olarak değinmekte yarar vardır.
          Fütüvvetçilik daha çok kişisel meziyetlere ve askeri niteliklere önem vermiştir. Fütüvvet eli açıklık, yiğitlik, gözü peklik, yardımseverlik yani olgun kişilik olarak tanımlanır. Kuran-ı Kerim'de İbrahim Peygamberden, Tanrının birliğine inanan, putları kıran ve azgın Nemrud'a karşı çıkan bir "feta" olarak bahsedilir. Burada övgüye değer olan onun yiğitliği, mertliğidir.
       Fütüvvetçiliğin ortaya çıkış biçimiyle daha sonra aldığı şekil arasında büyük bir tezat vardır. Tarihsel olarak bu gelişme şu şekilde cereyan etmiştir : Abbasiler soyu iktidara geçtiğinde, güçlü askeri birlikleri olmasına karşın, bir tepki olarak, halk arasında bazı kuruluşlar ortaya çıkmıştır. Bu kuruluşlar örgütlenmişler, kanun tanımayan haydutlar olarak isimlendirilmişlerdir. Bunlardan, özellikle Ayyarlar, devlet gücünün azaldığı zamanlarda ortaya çıkmış, silahsız, yalnız taş ve sopalarla saldırılar düzenlemişlerdir. Bununla beraber, bu kuruluşların, zaman zaman halifelerin, askeri valilerin ve güvenlik kuvvetleri başkanlarının hizmetlerine girdikleri görülmüştür. Bu kanun dışı örgütler, X. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar çıkardıkları karışıklıklarda büyük başarılar elde etmişlerdir. Ancak, güçlü hükümdarlar ve üç büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey, Alpaslan ve Melikşah zamanlarında hemen hemen hiçbir faaliyette bulunamamışlardır.
        İşsiz ve güçsüz kişilerden oluşan bir topluluk mensupları, devlet hizmetinde, özellikle güvenlik teşkilatında görev almak istemişlerdir. Özellikle, asker ve güvenlik güçlerinin yetersiz olduğu yer ve zamanlarda, onların hizmetlerinden yararlanılmıştır.
        Bunun sonucu olarak, söz konusu kişiler ahlaki bir disiplin altına girmişlerdir. Önceleri fütüvvetçi kuralları olarak bilinen yiğitlik ve eli açıklık faziletleri, zamanla, fütüvvetçi kuruluşların ortak nitelikleri olmaya başlamıştır. Bu tür kuruluşları birleştiren fütüvvetçilik, zamanla bir meslek ve sanata bağlı bulunması gerekli olmayan, içlerinde tasavvuf erbabının ve öteki tarikat birliklerinin de yer aldığı belirli zamanlarda ve belli amaçlar için bir araya toplanabilen bir teşkilat haline gelmiştir. Üyelerin öğrenmeleri ve uymaları gereken kurallar, fütüvvetname denen, tüzük niteliğindeki kitaplarda toplanmıştır.(www.istesob.org/ahi.htm).

         Bu eserler, XII. yüzyıldan sonra, esnaf ve sanatkarlara belirli ahlak kuralları ve mesleki bilgiler vermek için kullanılacak tüzükler haline getirilmiştir. Bu nedenle, Osmanlı esnafının bağlı olduğu prensiplerin esasını fütüvvet teşkilatında aramak gerekmektedir. Ahi töre ve törenleri ile örgüte giriş kurallarını kapsayan Ahi yönetmeliği niteliğindeki eserlere fütüvvetname adı verilmiştir. Anadolu'da Ahilik adı ile bilinen teşkilat, önceleri fütüvvetçilik örgütü halinde faaliyet göstermiştir. Ahiliğin temeli  olan fütüvvetçilik, X. yüzyıldan başlayarak, örgütlenmeye başlamıştır. Daha önce belirtildiği gibi, fütüvvet Arapça bir kelimedir ve tasavvufa dayanmaktadır. Fütüvvetin aslı, kişinin, başkasının işinde olması ve onların işini güdüp gözetmesidir.

         Bilindiği gibi, İslamın ilk fütüvvet örgütleri, Ahilerden farklı olarak, bir meslek örgütü değildir. İçlerinde birçok zenaatçı bulunsa bile, birlikte yiyip içmek, eğlenmek, dans etmek, spor yapmak amacı güden gençlik örgütleridir. Örgüt üyelerinin meslekleri ile ilgilenilmez. Mesleki örgütlenme varsa bile, çok gevşektir.
 

    Dünya tarihinin en eski devirlerinden beri var olan ve kurdukları medeniyetle insanlık tarihini derinden etkileyen milletler vardır. Türkler bu nitelikteki milletlerin başında gelmektedir. Günümüze geldiğimizde hep eski medeniyetlerin üzerinde inşa edilen kültür yapılarıyla karşılaşıyoruz.
           Dünyamız bir taraftan küreselleşme rüzgarıyla içten içe kaynarken bir taraftan da özgünleşme arayışına da sahne olmaktadır. Kültür etkileşimi ve medeniyetlerin öne geçme mücadelesi sergilenmeye başlamıştır.
           Türkler, en eski devirlerinden günümüze kadar dünyadaki gelişmelerden bağımsız kalmadılar. Nice İmparatorluklar, cihan devletleri kurdular. Kültürde, mimaride, müzikte, edebiyatta, askeriyede dünya devleriyle boy ölçüştüler. Bunun arkasında yatan manifesto ise ahilik felsefesiydi.
            Selçuklu ve Osmanlı ile birlikte 400 çadırlık aşiretten dünya liderliğine götüren sırrın anahtarı olan ahilik, bugünkü kuşaklar tarafından da araştırılıp anlaşılmayı bekliyor. Çünkü ahilik günümüz değerleriyle de uyum sağlayan yegane bir sistem.
            Çalışma-ahlak-bilgi üçlemesini esas alan, bireyleri meslek öğrenmeye-öğretmeye teşvik eden, milli ve manevi değerleri realiteyle bağdaştıran, bağnazlığa ve aşırılığa prim vermeyen bir öğretidir Ahilik.
          Toplumun tüm ihtiyaç duyduğu konulara çözüm getirmiştir. Tarih bilginleri, doğulu ve batılı gezginler, ahileri, iyi insan, iyi anne, iyi anne-baba, iyi komşu, iyi vatandaş, iyi işçi, iyi işveren ve iyi yönetici olarak tarif ederler. Üretkenlik , çalışkanlık, bilgelik, bilgiye sahip olmak için olağanüstü fedakarlık, vatanseverlik, ahlaklılık, milli ve manevi değerlere ölesiye bağlılık, Ahiliğin temel öğretileridir.
          Esnaf ve sanatkar kesiminin tarihine baktığımızda ilk teşkilatlanma birimleri olan 'Ahi Birlikleri' karşımıza çıkar. Bilindiği üzere Ahilik ya da Ahi Teşkilatı, Anadolu' da XIII. Yüzyılda görülmeye başlayan, Selçuklu Devleti yıkılmaya yüz tuttuktan sonra sosyal düzeni tesiste ve Osmanlı Devletinin kuruluşunda büyük rol oynayan bir kurumdur. Gerek Selçuklu ve gerekse Osmanlı Devleti dönemlerinde, günümüzdeki kooperatif, sendika, sigorta ve bankaların fonksiyonunu yüklenmiş bulunan Ahilik, İslam iş ahlakını yayan ve benimseten bir kuruluş olarak ta dikkati çekmektedir.
          Ahilik, Anadolu Türküne, alın teri ile geçinme, başı dik  kendine güvenen ve minnetsiz yaşama yeteneğini kazandıran bir ruh aşılanmıştır. Ahiliğin, tekke ve zaviyelerde kümelenip halka el açarak, kutsal duygular sömürücülüğü ile onların sırtından geçinen asalak tarikatlardan farkı buradadır.
          Esnaf ve sanatkar kesimi Ahilik kültürünün oluşturduğu, geliştirdiği ve bugüne kadar getirdiği sosyal ve ekonomik bir oluşumdur. Bu oluşumun dayandığı dört esas vardır. Bunlar; AKIL, AHLAK, BİLİM VE ÇALIŞMA'dır. Esnaf ve sanatkar kesimimiz Ahilikten gelen bu güzel değerleri halen taşımaktadır.       
         Ahilik felsefesi,  temelleri XII. Yüzyılda Kırşehir'de atılmış, daha sonra tüm Anadolu'ya yayılmış, izleri bugüne kadar süregelmiş kültürel, sosyal ve ekonomik bir oluşumdur. Ahilik kurumu mistik bir yol, bir tarikat olmaktan ziyade sosyal ve ekonomik yönden işleyen ve siyasal, askeri ve kültürel yönleri de bulunan bir dünya düzenidir.
          Ahilik, aynı zamanda sosyal hayat kadar ekonomik hayatı da yönlendiren günümüzde hala geçerliliğini koruyan, bugünün şartlarında bile bir çok ülkede sağlanamamış adaletli, verimli ve son derece güzel bir sistemi Türk toplumuna kazandırmış bir KÜLTÜR'dür.
           Osmanlı imparatorluğunun çöküşünden Ahilikte payına düşeni almış gitgide yozlaşmıştır. Sonuçta giderek loncalar bozulmuş, gediklere töreye göre değil, iltimasa göre atamalar yapılmaya başlanmıştır. Esnaf ürettiği malı satamaz olmuştur.
           Bu dönem devlet tam bir çöküş yaşamıştır. Nihayet 1912 yılında loncalar tamamen ortadan kaldırılmıştır. Böylece 700 yıl boyunca yaşamış ve Anadolu halkının ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamında belirleyici rol oynamış olan ahilik sistemi tarihe karışmıştır.

1.AHİ TEŞKİLATI

  1.1.Kelimenin Tanımlanması:
Ahilik, XIII. Yüzyıldan XX. Yüzyıla dek Anadolu'daki esnaf ve sanatkarlar birliklerine verilen bir addır.
Kelimenin, sözlük, terim ve örgüt olarak türlü anlamları vardır.

A)     Ahi kelimesi arapçadır ve sözlük anlamı " kardeşim " demektir. Ancak  bazı yazarlar   Ahi sözcüğünün Türkçe ' de cömert, eli açık, yiğit anlamına gelen " akı " sözcüğünden geldiğini ileri sürmektedirler. Anadolu' da Türk kurum ve terimlerinin fazlalaştığı bir dönemde " akı " nın Arapça " kardeşim " anlamına gelen " Ahi " ye dönüştürüldüğü düşünülmektedir.
B)     Terim olarak Ahilik, belli devrede esnaf ve sanatkarlar birliğini ifade eder
C)     Örgüt olarak ise: XIII.Yüzyılın ilk yarısından başlayarak XX. Yüzyılın başlarına dek Anadolu şehir, kasaba ve hatta köylerindeki esnaf ve sanatkarlar kuruluşlarının eleman yetiştirme, işleyiş ve kontrolerini  düzenleyen bir kurumdur diye  tanımlanabilir. (Çağatay, 1989, s.1).

  1.2.Ahiliğin Kökenleri:
        Bu konu üzerinde en ciddi incelemeleri yapan batılı araştırmacılar Ahiliğin  kökenlerini, doğuda özellikle Araplar arasında gelişmiş olan fütüvvet örgütüne dayarlar ; ama gene de fütüvvetten bir hayli değişik ve Anadolu Türklerinin onu, bu bölgede geliştirip  biçimlendirdiklerinde yani,Anadolu Türklerine özgü kuruluş olduğunda birleşmektedirler.
        Gerçekten Ahi töre ve törenlerini, örgüte giriş kurallarını kapsayan Ahi yönetmeliği niteliğindeki eserlere son zamanlara dek "fütüvvetname" adı verilmiştir. 
         Ahilikten önceki fütüvvetnamelerde nitelikleri anlatılan fütüvvetçilik ahilikten önce ortaya çıkmış bir kuruluştur. Ancak fütüvvetçilik, daha çok kişisel erdemlere ve askeri niteliklere önem verdiği halde ahilik, ilk sıralarda yani, XIII.yüzyıl başlarında Osmanlıların askeri ve yönetim kurumlarını düzene koymasına dek hem esnaf ve sanatkarlar korporasyonu gibi hem de devlet askeri güçleri yanında, Abbasiler yönetimindeki fütüvvetçiler gibi onlara yardımcı olarak görev yapmış bir kuruluştur. (Çağatay,1989, s.1-2 )

1.3.Tarihte Fütüvvet ve Ahilik İlişkisi :
        Ahilik, XIII.-XIX. yüzyıllar arasında Anadolu'da yaşayan halkın sanat ve meslek alanında yetişmelerini sağlayan, onları ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas olarak düzenleyen bir örgütlenmedir. İyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzen olan Ahilik,

-          Ahlak -          Eğitim-Bilim -          Teşkilatlanma -          Kalite-Standart -          Üretici-Tüketici ilişkisi

-          Denetim
vb. konularda yaşadığı dönemin toplumsal yapısını düzenlemiş bir sistemdir.

Esnaf ve sanatkar camiasının tarihine baktığımız zaman "Ahilik" ile Fütüvvet'in önemli bir yer tuttuğunugörürüz. Çünkü bu iki kurum ve düzen çok uzun yıllar Osmanlı toplumunun belirleyici öğeleri olmuşlardır.
       Konu üzerinde araştırma yapmış olan batılı organizatörler Ahiliğin kökenlerini Doğuda özellikle Araplar arasında gelişmiş olan Fütüvvet Teşkilatına dayarlar. Ancak yine de Ahiliğin Fütüvvetten bir hayli değişik, Anadolu Türklerine özgü bir kurum olduğunda birleşirler.

           Eldeki kaynaklardan edinilen bilgilere göre Anadolu'daki Ahilik doğudaki fütüvvetçiliğe benzer bir kurum olarak görülmektedir. Bir başka deyişle, fütüvvetçilik Anadolu'da birtakım değişikliklere uğramış, yeni bir takım nitelikler kazanmış ve Ahilik olarak anılmaya başlanmıştır. Kaynaklarda değişik yorumlara rastlanmakla beraber Ahiliğin fütüvvetçilikten etkilendiği, bazı temel kurallarını fütüvvetçilikten aldığı konusunda hemen herkes hemfikirdir.
          Ahiliğin tarihine şöyle bir baktığımızda fütüvvetçilikle yan yana anıldığı ya da iki kavramın çoğu kez birbirleriyle açıklandığını görürüz. Bu sebeple fütüvvetçiliğe çok özet olarak değinmekte yarar vardır.
          Fütüvvetçilik daha çok kişisel meziyetlere ve askeri niteliklere önem vermiştir. Fütüvvet eli açıklık, yiğitlik, gözü peklik, yardımseverlik yani olgun kişilik olarak tanımlanır. Kuran-ı Kerim'de İbrahim Peygamberden, Tanrının birliğine inanan, putları kıran ve azgın Nemrud'a karşı çıkan bir "feta" olarak bahsedilir. Burada övgüye değer olan onun yiğitliği, mertliğidir.
       Fütüvvetçiliğin ortaya çıkış biçimiyle daha sonra aldığı şekil arasında büyük bir tezat vardır. Tarihsel olarak bu gelişme şu şekilde cereyan etmiştir : Abbasiler soyu iktidara geçtiğinde, güçlü askeri birlikleri olmasına karşın, bir tepki olarak, halk arasında bazı kuruluşlar ortaya çıkmıştır. Bu kuruluşlar örgütlenmişler, kanun tanımayan haydutlar olarak isimlendirilmişlerdir. Bunlardan, özellikle Ayyarlar, devlet gücünün azaldığı zamanlarda ortaya çıkmış, silahsız, yalnız taş ve sopalarla saldırılar düzenlemişlerdir. Bununla beraber, bu kuruluşların, zaman zaman halifelerin, askeri valilerin ve güvenlik kuvvetleri başkanlarının hizmetlerine girdikleri görülmüştür. Bu kanun dışı örgütler, X. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar çıkardıkları karışıklıklarda büyük başarılar elde etmişlerdir. Ancak, güçlü hükümdarlar ve üç büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey, Alpaslan ve Melikşah zamanlarında hemen hemen hiçbir faaliyette bulunamamışlardır.
        İşsiz ve güçsüz kişilerden oluşan bir topluluk mensupları, devlet hizmetinde, özellikle güvenlik teşkilatında görev almak istemişlerdir. Özellikle, asker ve güvenlik güçlerinin yetersiz olduğu yer ve zamanlarda, onların hizmetlerinden yararlanılmıştır.
        Bunun sonucu olarak, söz konusu kişiler ahlaki bir disiplin altına girmişlerdir. Önceleri fütüvvetçi kuralları olarak bilinen yiğitlik ve eli açıklık faziletleri, zamanla, fütüvvetçi kuruluşların ortak nitelikleri olmaya başlamıştır. Bu tür kuruluşları birleştiren fütüvvetçilik, zamanla bir meslek ve sanata bağlı bulunması gerekli olmayan, içlerinde tasavvuf erbabının ve öteki tarikat birliklerinin de yer aldığı belirli zamanlarda ve belli amaçlar için bir araya toplanabilen bir teşkilat haline gelmiştir. Üyelerin öğrenmeleri ve uymaları gereken kurallar, fütüvvetname denen, tüzük niteliğindeki kitaplarda toplanmıştır.(www.istesob.org/ahi.htm).

         Bu eserler, XII. yüzyıldan sonra, esnaf ve sanatkarlara belirli ahlak kuralları ve mesleki bilgiler vermek için kullanılacak tüzükler haline getirilmiştir. Bu nedenle, Osmanlı esnafının bağlı olduğu prensiplerin esasını fütüvvet teşkilatında aramak gerekmektedir. Ahi töre ve törenleri ile örgüte giriş kurallarını kapsayan Ahi yönetmeliği niteliğindeki eserlere fütüvvetname adı verilmiştir. Anadolu'da Ahilik adı ile bilinen teşkilat, önceleri fütüvvetçilik örgütü halinde faaliyet göstermiştir. Ahiliğin temeli  olan fütüvvetçilik, X. yüzyıldan başlayarak, örgütlenmeye başlamıştır. Daha önce belirtildiği gibi, fütüvvet Arapça bir kelimedir ve tasavvufa dayanmaktadır. Fütüvvetin aslı, kişinin, başkasının işinde olması ve onların işini güdüp gözetmesidir.

         Bilindiği gibi, İslamın ilk fütüvvet örgütleri, Ahilerden farklı olarak, bir meslek örgütü değildir. İçlerinde birçok zenaatçı bulunsa bile, birlikte yiyip içmek, eğlenmek, dans etmek, spor yapmak amacı güden gençlik örgütleridir. Örgüt üyelerinin meslekleri ile ilgilenilmez. Mesleki örgütlenme varsa bile, çok gevşektir.

        Anadolu'nun Türklerin ikinci anayurdu haline gelişi XI. Yüzyılın ikinci yarısı başlarındadır. Asya'dan göç eden sanatkar ve tüccar Türklerin yerli tüccar ve sanatkarlar karşısında tutunabilmeleri ve yaşayabilmeleri, aralarında bir örgüt kurmalarını gerektirmiştir. Ayrıca Türkler bu örgüt yardımıyla, sağlam, dayanıklı ve standart mal yapabileceklerini düşünmüşlerdi. İşte bu zorunluluk, dini ahlaki kuralları fütüvvetnamelerde zaten mevcut olan esnaf ve sanatkarlar dayanışma ve kontrol örgütünün, yani Ahiliğin kurulması sonucunu doğurmuştur. Öte yandan, deri işçilerinin ve Ahiliğin piri olan Ahi Evran'ın Anadolu'ya gelişi de bu tarihlere rastlamaktadır.
         Ahi kelimesi de arapça'dır ve "kardeşim" demektir. Ancak bazı yazarlar Ahi sözcüğünün Türkçe de cömert, eli açık, yiğit anlamına gelen "akı sözcüğünden geldiğini ileri sürmektedirler. Anadolu da Türk kurum ve terimlerinin fazlalaştığı bir dönemde " Akı" nın Arapça "Kardeşim" anlamına gelen "Ahi" ye dönüştürüldüğü düşünülmektedir. Terim olarak ahilik, Anadolu da XIII. Yüzyılda kurulu, belli kurallarla işlemiş esnaf ve sanatkarlar birliğini ifade etmektedir. Ahlakla sanatın uyumlu birleşiminden oluşan ahilik, örgüt olarak Anadolu da XIII. Yüzyılda Ahi Evran tarafından kurulmuştur. (www.tesk.org.tr./etkin/ahilik/ahi.html.).

1.4.Ahi Evran kimdir?

           Kişiliği üzerinde gerçek mi? Hayal mi? Diye tartışmaların yapıldığı Ahi Evran' ın hayatı ve kişiliği tarih boyunca karanlıkta kalmıştır. Kırşehir' de kendi adını taşıyan mahalledeki Ahi Evran Camii' ne bitişik olan türbesinde yattığı bilinen Ahi Evran Şeyh Nasirüddin Mahmudun 200 seneye varan zaman farkı içinde yaşadığı devir dahi saptanamamıştır. (Çağatay, 1989, s.49 ).

               Bu konuda bütün araştırmacıların ortak fikri, Türk iş ve esnafının büyük piridir. Ahi Evran' ın  deri işçiliği ve teşkilatında çok başarılı bir kişi olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. İsmi, Mahmud bin Ahmed al-Hayi, künyesi Ebü'l Hakayık, lakabı Nasirüddin' dir. 1171 (H.567) senesinde İran' ın batı Azerbaycan taraflarında bulunan Hoy kasabasında doğmuştur.

             Zamanın en büyük alimlerinden olan Fahreddin-i Razi'nin derslerine devam ederek fen ve din ilimlerini öğrenmiştir. Ahmed Yesevi Hazretlerinin sohbetlerine devam ederek tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuşmuştur. Şiyabüddin-i Sühreverdi  Hazretlerinin sohbetlerinde bulundu. Bir hac yolculuğu esnasında evliyadan Evhadüdin Hamid Kirmani ile  tanışıp, onun talebeleri arasına katıldı ve tıp ilimlerinde derin alim, tasavvuf yolunda da yüksek makam sahibi bir veli oldu.
        Muhyiddin İbni Arabi ve hocası Evhadüddin' le birlikte Anadolu' ya gelen Ahi Evran çeşitli Anadolu şehirlerini dolaşarak vaazlarında esnafa İslamiyet' i anlatmış, dünya ve ahiret işlerini düzenli hale getirmeleri için nasihatlerde bulunmuştur. Yaklaşan Moğol tehlikesine  karşı Müslümanların kuvvetlendirilip teşkilatlandırılması için çalıştı. Hocasının vefatından sonra yerine geçti ve vekili oldu. Kayseri' ye yerleşti. Debbağlık yaparak geçimini temin ettiği gibi Müslümanlara Allahü Tealanın emri ve yasaklarını da anlattı. Bilhassa sanat sahibi kimselerin arasında çok sevildi. Zeka ve çalışkanlığı ile Ahi Şeyhliğine yükseldi. (www11.ewebcity.com/ahibirlikleri/ahievran).
         Ahi Evran-ı Veli' yi tanımak Ahiliğin bazı yönlerini anlamak için yeterlidir:
       Ahi Evran, çarşı-Pazar kuran, bireylerin meslek sahibi olmaları için ömrünü harcayan bir müteşebbistir.
        Ahi Evran, zaviyelerinde Ahilere ve özellikle genç Ahilere milli ve manevi terbiye veren bir pedegogdur.
       Ahi Evran, Türklere, halk kültürünü nesilden nesile aktaran, görgü kurallarını, centilmenliği ve insanlarla ilişkilerdeki temel doğruları anlatan bir öğretmendir.
        Ahi Evran, Ahilere genel kültüre ait zenginlikleri kazandıran misyon adamıdır.
        Ahi Evran, düşmana karşı milleti direnmeye çağıran vatansever bir askerdir.
        ... Ve nihayet Ahi Evran, Hacı Bektaş ile, Edebali ile birlikte Ertuğrul Gazi' ye Osmanlı Devleti' ni kurduran bir devlet adamıdır. (www.ahilikvakfi.sitemynet.com/ahi.htm).

       Moğollar, Ahi Evran' ın nüfuzundan ve sevenlerinin çokluğundan korkuyor, ne pahasına olursa olsun öldürülmesini istiyorlar, bunun için Kırşehir eminine baskı yapıyorlardı. Nihayet Ahi Evran 1262 (H.660) yılında Kırşehir' de şehit edildi. (www.ewebcity.com/ahibirlikleri/ahievran).

1.5.Anadolu' da Ahiliğin Ortaya Çıkışını Hazırlayan Etkenler:
          Doğudan Asya' daki büyük ve uygar Türk şehirlerinden gelen çok sayıdaki sanatkarlara kolaylıkla iş bulmak, yerli Bizans sanatkarları ile rekabet edebilmek, tutunabilmek için yaptıkları malların kalitesini korumak, üretimi ihtiyaca göre ayarlamak, sanatkarlarda sanat ahlakını yerleştirmek, Türk halkını ekonomik yönden bağımsız hale getirmek, ihtiyaç sahibi olanlara her alanda yardım etmek, ülkeye yapılacak yabancı saldırılarında devlet silahlı kuvvetleri yanında savaşmak, Türklük şuurunu, sanatta, dilde, edebiyatta, müzikte, gelenek ve göreneklerde milli heyecanı yaratıp ayakta tutmak... (Çağatay, 1989, s.85).
1.6.Ahi Birliklerinin Kuruluşu:
        Ahi birlikleri her kurum gibi, belli ihtiyaçları karşılamak gayesi ile kurulmuşlardır. Bu teşkilatın hangi ihtiyacı karşılamak amacıyla kurulduğunu anlamak için Ahi birliklerinin kuruluş dönemi olan Selçuklu dönemi Anadolu' sunun bazı sosyal yapı özelliklerini bilmek gerekir.

         İslam dininin Türkler tarafından kabulü dünya tarihinin en önemli hadiselerinden  biridir. 940 yılında Karahanlı Devletinin Hakanı Satuk Buğra Han, müslüman olup, İslamiyet'i Resmi din olarak kabul ettikten sonra; 960 yılına kadar tüm boyları müslüman oldular. X. Yüzyılda Türk boyları arasında iktidar olan Selçuklular Türk-İslam sentezi ile başlayan fetihler sonunda kitleler halinde Anadolu' ya geldiler. Anadolu' ya gelen Müslüman Türkler, bu toprakları kendilerine ebedi vatan yapmak için, buraya sadece siyasi hakimiyeti değil, kendi sosyal yapılarını da getiriyorlardı. Selçuklu Sultanları Anadolu' da yeni bir  bölgeyi fethettikleri zaman ilk iş olarak orada camii, medrese ve zaviyeler inşa ediliyorlardı. Bu bölgelere sanat ve ticaret erbabı yerleştiriyorlardı.

          Anadolu' ya gelen Türklerin çoğunluğu yerleşik hayat tarzına yabancıydı. Bunlar  şehirlerde yaşayanları  hor görürler ve onlara " Tembel " anlamına gelen "Yatuk" derlerdi. İslami hayat tarzına uyum sağlamak amacıyla hazırlanan köylerin yanı sıra, Anadolu'daki eski yerleşme birimleri olan kasaba ve şehirlere de yerleştirilen Türkler, buralarda yerleşik hayat değerleri ile yüz yüze gelmişlerdir. İslamiyet' i bir inanç olarak kolaylıkla benimsemiş olan Türkler, Onun yerleşik hayat değerleri ile ilgili yönüyle Anadolu'da karşılaşmışlardı.

          Anadolu'ya gelen Türk kitlelerinin aşiret yapılarının zayıflamış olması, bu kitleler için yerleşik hayat tarzını bir mecburiyet haline getirmiştir. Bu şartlar altında Anadolu'ya gelen göçebe Türk kitleleri, zayıflayan aşiret yapılarının yerine geçecek bir teşkilatlanmaya zorlanmışlardır.
         Türklerin kitle halinde yerleşik hayat tarzına geçmesi ekonomik yapı da önemli değişikliklere yol açtı. Yeni hayat tarzında tarımın yanı sıra, esnaf ve sanatkarların da önemli bir yeri vardı. Ancak, Türkler Anadolu'daki şehirlere yerleşirken bu bölgede el sanatları ve ticaret özellikle Bizans'ın geliştirdiği loncalara bağlı Rum ve Ermenilerin tekelindeydi.
         Asya'dan gelme sanatkar ve tüccar Türklerin, yerli tüccar ve sanatkarlar karşısında tutunabilmeleri, onlarla yarışabilmeleri, ancak aralarında bir teşkilat kurarak dayanışma sağlamaları, bu yolla iyi, sağlam ve standart mal yapıp satmaları ile mümkün olabilirdi ki, Ahi birlikleri bu şartların tabi sonucu olarak ortaya çıkmıştır. ( Poyraz, 1993, s.140,141 ).
       İlk Ahi Birlikleri, yüksek ahlak değerlerine sahip zengin ve güçlü bir lider çevresinde toplanmış silahlı halk gruplarından oluşmaktadır. Bu gruplar zengin Ahi liderinin kurmuş olduğu ve finans ettiği zaviyelerde toplanmakta, orada ortaklaşa bir hayat yaşamaktadırlar. Adeta bir karargah görünümü taşıyan bu ilk Ahi zaviyeleri, aynı zamanda gelip giden konukların ağırlandığı, büyük şölenlerin verildiği, müzikli-sazlı sözlü-toplantıların yapıldığı yerler olduğundan ulusal kültürün oluşmasında büyük bir önem taşıyorlardı. Öyle ki bu zaviyeler kuruluşlarından kısa bir süre sonra, büyük halk çoğunluğunu etkileyen birer "Ahlak mektebi" haline gelmişlerdir. Resmi devlet organizasyonunun dışında ortaya çıkan ve gelişen bu ilk Ahi birlikleri Türk geleneklerinden kaynak almaktadırlar. (www11.ewebcity.com/ahibirlikleri/kurulus.html).

       Ahi örgütünün Anadolu'da yerleştirilip yaygınlaştırılmasıyla şu sonuçlar elde edildi :
1-     Göçebelikten yerleşikliğe geçiş yani Türk şehirleşmeciliği çok hızlandı.
2-     XIII. yüzyılın ikinci yarısı başlarına dek büyük bir çoğunlukla, Türk olmayan yerli halkın elinde ve tekelinde bulunan sanat ve ticaret işyerlerine Türkler de sahip olmaya, katılmaya, ona canlılık vermeye başladılar.

3-     Türk esnaf ve sanatkarları, aralarında sağladıkları karşılıklı dayanışma ve güven sayesinde, bölgede imtiyazlı bir duruma geçti ve bunlar, yavaş yavaş şehir ekonomisinde söz sahibi oldular.
 
1.7.Ahiliğin Sınıflandırılması:
a-Yiğitler    : Bunlar en alt sınıflar.
b-Ahiler      : Bunlar altı bölük idiler. İlk üç bölüğe " Ashab-ı tarıyk " yani yola girmiş kişiler, 4, 5 ve 6. bölüklere de " Nakipler "  denirdi.

c-Halifeler  : Bunlar sahib-i  seccade değillerdi yani bağımsız olarak kendiliklerinden bir işe      girişemezlerdi.
d-Şeyhler    : Bunlar, kendilerinden önceki yedi bölüğün başkanıdırlar.

e-Şeyh ül-Meşayihler:   Bunlar, şeyhlerin de başkanıdırlar. Bu Ahi Baba' dır. Zaviyeyi yaptıran       ya da onun soyundan gelenlerden olmalıdır.

         Yiğitlerin, zaviyelerde düzenli bir kontrol altında bulundurulmaları ve güvenilir kişiler yönetiminde eğitilmeleri gerekirdi.Fütüvvetnamelerde görüldüğü üzere, her çırak yiğitin iki " yol kardeşi",  bir " yol atası", bir "üstad" ı, yani sanat öğretmeni, bir de "piri" vardır.
               Ahi olan kişinini üç şeyi hep açık, başka üç şeyi de hep kapalı olmalıdır. Açık olması gerekenler:             1-Ahinin eli açık olmalı: Yoksullara, düşkünlere yardım etmek için.             2-Kapısı açık olacak   : Konuk olmak ya da ondan bir şey istemeye gelenler için.             3-Sofrası açık olacak : Yoksullara, düşkünlere, konuklara yemek yedirmek, açları doyurmak için.

  Kapalı olacaklar da üçtür :  
1-Gözü bağlı olmalı : Kimsenin ayıbını görmemek, kimseye kötü gözle bakmamak için.
2-Beli bağlı olmalı   : Kimsenin ırzına, namusuna, haysiyet ve onuruna kötülük etmemek için.
3-Dili bağlı olmalı   : Kimseye kötü söylememek, kimse hakkında iftira etmemek, münafıklık, koğuculuk yapmamak için. (Çağatay, Tesk. Yn.40,s.9-10-12-13).

1.8.Ahilerin Giysileri :
       Bunların giysileri de ayrıydı. Ahi örgütünün ve üyelerinin yaşam anlayışı, tasavvufçuların yaşam anlayışından çok daha değişikti. Tasavvuf yolunu tutmuş olan kişiler, dünya dışında, başka bir havada yaşamak istedikleri halde Ahiler, toplum içinde ve hayatın akışına uyarak yaşarlardı. Ahiler, sanat ya da mesleklerini toplum içinde ve toplum için sürdürdüklerine göre başka türlüsü de olamazdı.
      Bu tür anlayış, doğal olarak Ahi giysilerine de yansımıştır. Örneğin kendini tasavvufa verenlerin hırka giymelerine karşın Ahiler, şalvar giyerler, meslek ya da sanat sahipleri "şed" yani kuşak ya da peştamal kuşanırlardı.

Ahi gençlerinin üzerlerinde şalvardan başka, aba'dan bir giysi, ayaklarında mes vardı. Bunlar, bellerine kemer bağlarlar, bu kemere de bir metre kadar uzunlukta bir saldırma yani bir tür kılınç asarlardı. Başlarında yine bir metre kadar uzunlukta, iki parmak eninde bir "taylasan" yani başa sarılan şal gibi sarık vardı.
        Fütüvvetnamelerde ahilerin ipek giysi giymemeleri, altın yüzük takmamaları yazılıdır. Ahilerin sarığı yedi ya da dokuz arşındı.
        Ahilerin silahla askerlik eğitimi gören üyeleri, o dönemin biçimine uygun giysiler giyerlerdi.
       Ahilerin katında sarı ve kırmızı renk beğenilmezdi. Fütüvvetnamelerde " Hiçbir peygamber kızıl ve sarı ton (renk) giymezdi. Bunlar fir'avn-i lain donudur. " denmektedir. Gök, ak, kara ve yeşil renkler, Ahiler tarafından beğenilen renklerdi. Yeşil renk, Ahilerde müderrislere, kadı ve hükümdar sınıflarına özgü idi. Ak renk, Ahilerin kalem erbabına, hafızlara özgü idi. Kara renk, daha ahilik basamağına gelmemiş kişilere yani yiğitlere özgü idi.         Ahilerde her tür esnafın bir davulu, bir sancağı ve bir borusu vardı, bunlar giyinişleri, görünüşleri ve silahlarının güzelliği ile övünür ve birbirleriyle yarış ederlerdi. (Çağatay,Tesk.Yn.40,s.20-21).

1.9.Ahi Birliklerinin Yapısı:
         Ahiliğin asıl amacı, insanların dünya ve ahirette huzur içinde olmalarını sağlamaktır. Bu anlayış ahilerin dünya için ahiretini, ahiret için de dünyasını terk etmeyen dengeli bir hayat anlayışı geliştirmesini sağlamıştır.
        Ahiler çatışmacı değil, dayanışmacı bir ruh yapısına sahiptirler. Zengin ile fakir, üretici ile tüketici, emek ile sermaye, millet ile devlet kısaca toplumun bütün fert ve kurumları arasında iyi münasebetler kurarak herkesin huzur içinde yaşamasını sağlamak Ahi Birliklerinin başta gelen amacıdır.
        Ahilik, güçlünün zayıfı ezmesine, haksız kazanç sağlanmasına şiddetle karşı çıkar. İnsanların birbirlerini kardeşçe sevmelerini sağlayan ortamın hazırlanmasını sağlamak için kurulmuş köklü bir teşkilattır.
       Ahilik esas itibarı ile esnaf arasında benimsenmiştir. Ahilik denilince esnaf, esnaf denilince de ahilik akla gelir. El işçiliği, sahibinin saygın ve vurgun peşinde koşturmadığı, dilencilikle yüzünü yere getirmediği, ifrattan ve tefritten uzak tuttuğu için ahilikçe en övünmeye değer geçim yolu kabul edilmiş ve bir işi olan, fütüvvetnamelerde yazılı kaidelere uymayı kabul eden herkesi bünyesine toplamıştır.

         Ahi birlikleri, başlangıçta debbağ, saraç ve kunduracıları kapsayan bir teşkilat olarak ortaya çıkmış, gelişerek bütün esnafı ve üye olmak isteyenleri bünyesinde toplayan çok yönlü sosyal bir kuruluş haline gelmiştir.
         Yerleşim birimlerinde her sanat kolu için ayrı birlikler kurulmuştur. Bu birlikler arasındaki münasebetleri büyük meclis sağlardı. Ülke sathında esnaf birlikleri Kırşehir de bulunan Ahi Evran Zaviyesine bağlıydılar. Bu zaviyenin başında bulunan Ahi baba,   bütün sanatkarların piri kabul edilen Ahi Evran Veli nin halifesiydi ve bütün esnaf birlikleri ona bağlıydı.

Zaviyeler çok yönlü ihtiyaçlar göz önüne alınarak yapılırdı. Gelen misafirlerin rahat edebileceği ve binek hayvanların barındırılabileceği şekilde olurdu.
         Genellikle her esnafın adı ile anılan bir çarşısı vardı. Her esnafın kendine has bir sancağı ve birde alemdarı vardı. Genel olarak bu sancak yeşil atlastan olur. Üzerinde ayetler yazılır. Kırmızı-beyaz ipekten bir kordonun ucunda o esnafın alameti, amblemi bulunurdu.
        Ahilik, insanları renklerine, dillerine, mesleklerine, servetlerine, şöhretlerine ve mevkilerine göre ayırım yapmayan bir düşünce sistemidir. Bir gencin ahiliğe kabulüne çok önem verilirdi. Ancak fütüvvetnamelerde yazılı ahlak kaidelerine uymayan işleri yapanlarla birlikte, bir kısım meslek mensubunun da teşkilata alınmadığı bilinmektedir. Teşkilata giremeyecek olanlar; kafirler, münafıklar, iftiracılar, falcılar, müneccimler, şarap içenler, tellaklar, tellallar, çulhalar, kasaplar, cerrahlar, avcılar, madrabazlar, ameldarlardır.
        Her Ahi birliğin, orta sandığı, esnaf vakfı, esnaf kesesi veya esnaf sandığı denilen bir karşılıklı yardımlaşma ve sosyal güvenlik sandığı vardı. Teşkilat bu yardım sandığı vasıtasıyla üyelerine sosyal güvenlik sağlar, onları tefecilerden korur ve hammadde temin ederdi.

         Ahi birlikleri bir başkan ile beş kişilik yönetim kurulu tarafından yönetilirdi.
         Esnaf şeyhi adı verilen Ahi birliği başkanlarının teşkilat içinde çok önemli yeri ve görevi vardır. Geniş yetki ve sorumlulukları olan bir başkanlık statüsünün Ahi birliklerinde meydana gelmiş olmasında eski Türk geleneklerinin önemli yeri vardır.
        Esnaf şeyhinin; esnafın mesleki problemlerini halletmek, esnaf orta sandığı idare etmek, usta, kalfa, çırak ve yamak törenleri düzenlemek, esnafı toplantıya çağırmak gibi birçok görevleri vardır.

       Ahi birliklerinin yönetiminde görev alanlar seçimle işbaşına gelirlerdi. Seçimlere katılacak olanlarda o görevin gerektirdiği vasıfların dışında başka şartlar aranmaz, idari görevler belirli grupların tekeline verilmezdi.
        Esnaf kolu yöneticilerinin seçimlerinde yalnız o meslekteki ustaların oy hakkı vardı. Ustalar, esnaf şeyhi ile yönetim kurulu üyelerinin seçimleri için ayrı ayrı oy kullanırdı. Yani, esnaf şeyhi ile yönetim kurulu üyelerinin seçimi ayrı ayrı yapılırdı.

        Ahi birliklerinde kurulan denetim ve ceza sistemi ile üyelerin meslek ahlakına uygun tutum ve davranış içinde bulunup, bulunmadıkları, teşkilat idarecileri tarafından sıkı bir şekilde denetlenir, kaidelere aykırı hareket edenler, kendilerine ders ve etrafa ibret olacak şekilde cezalandırılırdı. (Poyraz,1996,s.141,142).

1.10.Ahi Birliklerinin Faaliyetleri:
       Ahi birlikleri, iş hayatında en dürüst, cemiyette en edepli, siyasette en faziletli, savaşta en cesur, zaviyede ise en mütevazi olmayı gaye edinmişlerdi.
     Siyasi ve askeri faaliyetleri ile her zaman devletin yanında olmuşlardı. Ahilerin ahlak kaideleri siyasi amaçlarla toplumun huzurunu bozacak hareketlere girişmelerine mani olmuştur. İç karışıklıkta ve düşmana karşı her zaman devletin yanında yer alarak devlet ve dinin " Ebed-müddet" kabul etmişlerdir.
        Güçlü bir teşkilat yapısına sahip olan ahiler hiçbir zaman beylik kurmayı düşünmemişler, devletin zayıf olduğu zamanlarda dahi isyan etmemişlerdir.             Her yerde teşkilatı olan ahi birlikleri savaş zamanında ordunun ihtiyaçlarını karşılamışlardır.             Türklerin Anadolu topraklarına geldiklerinde, buradaki el sanatları özellikle Bizans'ın geliştirdiği loncalara bağlı Rum ve Ermeni ustaların elindeydi. Siyasi hakimiyetin pekiştirilmesi, bu toprakların Türkleştirilmesi ve islamlaştırılması için ekonomik faaliyetlerin de Müslüman Türklerin denetimi ve insiyatifi altında bulunmasını gerektiriyordu. Bu amaçla Anadolu'da yeni alınan şehirlere gelen ve evvelki zanaatlarını işlemek üzere esnaflığa başlayan Türklerin, mevcut adet gereğince, derhal Ahi teşkilatını kurmaları ve böylece her zanaat şubesinin başına bir Ahi Şeyhi veya Ahi Kethüda geçirmeleri icap ediyordu. Bu hal, bütün Osmanlı şehirlerindeki her türlü ticari faaliyetin Rumlardan Türklere geçmesini zaruri kılmıştır.
            Materyalist dünya görüşünü reddeden Ahilik, hem dünya hem de ahireti birlikte düşünen bir felsefeye sahiptir. Ahilikte mal, servet ve sadece kazanç için çalışmak hiçbir zaman kendi başına bir anlam taşımaz. Bunlar, ancak kendinden üstün bir gayenin gerçekleşmesine vasıta oldukları takdirde bir değer ifade ederler. Para kazanmayı gaye haline getirmek Ahilik düşüncesine terstir. Çünkü, vasıta olan para, gaye haline gelirse, gaye olan ahlaki değerler de vasıta haline gelir ki, bu son derece ahlaksız bir dünya görüşünün temeli olur.            Ahiler çalışmayı ibadet saymışlardır. Onun için ahilerin iş yerleri, onların ibadet yeri olarak bilinir.   Ahilikte esas olan helal kazançtır. Ahiler,kendi ve yakınlarını geçindirecek insaflı ve dürüst ticarete karşı değildir. Ama, mal biriktirme ve yağma peşinde koşan, haris ve istismarcı ticarete karşıdır. Kolay kazanç, ahi ahlaki yönünden makbul değildir. Kazanç meşakkatli olacak, güç olacak, alın teri ve emek karşılığında elde edilecektir.
          Ahilikte sosyal yardım ve dayanışma prensibi ahi birliklerinin ekonomik faaliyetlerini belirleyen unsurlardan biri olmuştur.

           Eğitimin bir devlet görevi olarak kabul edilmediği bir dönemde, tarikat yönü de bulunan Ahi Birliklerinin amaçlarını gerçekleştirebilmek için mensuplarının eğitimlerini sağlamaları şarttır. Çünkü, tarikata girebilmek için az çok eğitim görmek gerekiyordu.
        Ahi birlikleri eğitim faaliyetlerini İslam dininin esaslarına göre düzenlemişlerdir.
        Ahi Birlikleri Eğitim Sisteminde;

-          İnsan bir bütün olarak ele alınır.Mesleki, dini ve içtimai bilgi aynı anda verilir. -          İş başında yapılan eğitimin, iş dışında yapılan eğitimle bütünleşmesi sağlanır. -          Eğitimi ömür boyu süren bir faaliyet olarak görülür. -          Derslerin yetkili kişiler tarafından verilmesi esastır. -          Eğitimden herkes ücretsiz olarak faydalanır. ( Poyraz, 1996,s.142,143).

1.11.Ahilikte Törenler:
         İki yıl ücretsiz olarak bir ustanın yanında yamaklık eden çocuklar, özel bir törenle çıraklığa yükseltilirlerdi. Yapılacak bu törene, çırağın babası - velisi, ustası, kalfaları, sabah namazını müteakip esnaf başkanının dükkanında bir araya gelirlerdi. Ustası çırağının kabiliyeti ve işine bağlılığı hakkında açıklamalarda bulunduktan sonra velisi de esnaf vakfına bakır bir " Kap" hediye ederdi.
          Bundan sonra, esnaf başkanı çırağın sırtını sıvazlayarak işine devam etmesini, ibadetini yapmasını, ustasına, kalfalarına ve ailesine itaat etmesi ve yalandan kaçınması v.s. konularda bir takım tavsiyelerde bulunduktan sonra, kendisine usta ücreti tayin ederdi. Hak ettiği bu ücretin iki haftalığı, ustası tarafından Esnaf Vakıf Sandığına "Terfii Harcı" olarak yatırılırdı.
         Böylece bir usta yanında çalışarak iki yılını dolduran genç özel törenle çıraklığa terfi ettirilmiş oluyordu.
        Çırak merasimi ile çırak olan genç, ustasının yanında çıraklık süresi olarak kabul edilen 1001 günü geçirerek "çömezlik-yamaklık" müddetini doldurmaktadır. Ancak, kuyumculuk gibi çok hüner isteyen mesleklerde ise, bu sürenin 20 yıla kadar çıktığı görülmektedir.
        Ahilikte, ikinci rütbe olan "kalfalık" süresi 6 aydır. Çıraklar, çıraklık süresini tamamlayıp kalfalığa yükselebilecek bilgiye sahip olduklarında usta ve kalfasının yardımıyla başarılı bir sınavla kalfalığa yükselirlerdi.
          Ancak, kalfalar vakti gelince iş kurmaya yeter parayı temin edemedikleri için bu süre çok kere uzayabilmektedir. Arada bir de olsa, bu gibi kalfalar, ustaları veya cemiyetin önde gelenleri, özellikle yiğit başıları tarafından yardım yapılmak suretiyle vaktinde kalfalık derecesini elde edebilmektedirler.
        Ehliyet derecelerinden birinden diğerine geçiş törenlerle olurdu. Bu törenlerde derece değiştiren kimselere "tuzlu su içirmek, peştamal kuşatmak" adetti. Bu tür törenler, eğitici ve birleştirici fonksiyonuna inanıldığı için yüzyıllar boyu sürdürülmüşlerdir. Peştamal kuşatma ve tuz geleneği törenlerin vazgeçilmez simgesidir.
       Çıraklık süresini dolduran gencin yeterli bilgi ve meslekte yetişip ahlaki yönden olgunlaştığı, ustası tarafından teşkilata bildirilirdi. Sonra esnaf yönetim kurulunca kalfalık tören günü tespit edilirdi.
      Merasimin yeri, esnaf odası, mescit ya da camii olarak belirlenirdi. Toplantıya esnaf yönetim kurulu üyeleri ile adayın ustası ve kalfalarıyla o mesleğin ustaları katılırdı.
      Özel elbisesiyle toplantıya katılan kalfa adayının ustası, kalfasının iyi ahlakı ve yeteneğinden bahseder ve buna esnaftan üç usta da şahitlik ederdi. Ardından bir hoca "aşır" okur, dua ve fatiha'dan sonra esnaf başkanı kalfa adayını karşısına alarak kendisine bir takım nasihatlarda bulunurdu. Burada örnek olarak verilen çırak çıkarma töreninde, şeyhi genç terziye bir makas arşın ve iplik geçirilmiş bir de iğne vererek şu şekilde nasihatta bulunurdu. "Oğlum, bundan sonra verdiğim bu aletlerle helal işler gör. Haramdan kaçın, kimsenin malına göz dikme. Gerçeği söylemekte bu makas gibi keskin ol. Seni gerçeğe gitmekte alıkoyan engeli bu makasla kes, bu arşın Hak Taalanın zatına işarettir. Yani Allah'ı her yerde hazır ve nazır bilip ona göre dirlik et. Arşını eline aldıkça sırat-ı müstakimi an. Kanun ve töre dışına çıkma. Namahreme bakma ve dünyaya fazla bağlanma."

       Bu ve buna benzer nasihatlardan sonra esnaf başkanı, besmele ile kalfa adayının beline peştemalı (şedd) kuşatırdı.
       Bu merasimden sonra kalfa, önce esnaf başkanından başlayarak orada hazır bulunanların ellerini öperdi. Kalfanın babası-velisi de, esnaf vakfına bakırdan bir kap hediye ederdi. Bu törenden sonra çırak kalfalığa yükseltilmiş olurdu.
       Üç yıl kalfa olarak çalışıp kendisine verilen görevleri hakkıyla yerine getiren, çırakları yetiştirmede titiz davranabilen, diğer kalfalarla iyi geçinen, dükkan açabilecek duruma gelenler ustalığa yükseltilirdi. Kalfalıktan ustalığa yükselmek isteyen bir kimse, kendi yaptığı bir eserini takdim etmek mecburiyetindeydi. Şayet onun bu eseri kabul edilirse, kalfa merasimle peştamal kuşandıktan sonra artık usta sayılırdı.  

 Ancak, ustasının merasimden önce durumu yiğit başına bildirmesi gerekirdi. Sonra idare kurulunda usta adayının durumu görüşülüp kendisine gerekli hazırlığı yapması için bilgi verilirdi.
         Usta adayı, hazırlıklarını ( alet, işyeri, çırak, kalfa temini gibi ) tamamladıktan sonra tören için gün alınırdı. Törene, Ahi Baba vekilinin köşkünde, esnaftan ustalar, esnaf başkanları, müftü, kadı, caminin imamı ve hatipleri davet edilirdi. Hatta Kırşehir'deki bu şenliğe Ahi Evran türbesinin şeyhi de çağrılırdı.
       Ustası, yeni ustadan helallik istedikten sonra onun sırtını sıvazlayarak şöyle derdi :  
"Taşı tut altın olsun. Allah seni iki cihanda aziz etsin Tuttuğun işten hayır gör. Erenler pirler hep yardımcın olsun. Allah rızkını bol etsin,yoksulluk göstermesin. Sıkıntı çektirmesin. Bilginlerin dediklerini,esnaf başkanlarının, Nasihatlarını,benim sözlerimi tutmazsan, Ana,baba,öğretmen,usta hakkına riayet etmezsen, Halka zulüm edersen,kafir ve yetim hakkı yersen, Hülasa Allah'ın yasaklarından sakınmazsan,

Yirmi tırnağın ahirette boynuna çengel olsun."
      Usta bundan sonra,kalfanın belindeki kalfalık peştamalını çıkararak,yerine kendi eliyle ona ustalık peştamalını kuşatırdı. Ardından dua edildikten sonra yeni usta oradakilerin elini öperdi. (Turhan,1996,s.34-35-36-37-38).

 

1.12.Köy konuk odaları :

     Yolların, ulaşım,taşıma ve konaklama araç ve gereçlerinin ilkel ve yetersiz olduğu zamanlarda bu odaların, konuklara parasız olarak verdiği hizmetler çok insani ve değerli idi. Köylerde,çoğu kasabalarda bugün bile otel yada han bulunmamaktadır. Oysaki Avrupa'da oldukça düzenli işleyen posta arabaları yolcu taşıyor, kır ve kasaba hanlarında yolcular geceleyip yemek yiyebiliyordu. Parasız hizmet verecek hayır kuruluşları yoktu.

            Bunlar, şehir ve kasabalardaki zengin ahi babalarının yaptırdığı zaviyeler gibi köyün zenginlerince yaptırılırdı. Odaların işlevi ; odaya köy dışından ,başka şehir ve kasabalardan gelenlere yemek vermek,hayvanlarına saman, yem vermek, kışın sobasını yakmak, altına yatak sermek, yorgan vermek...vb. şeylerdi. (Çağatay,Tesk.Yn.40,s.15). 1.13.Yaran odaları :         Sonbaharda, harmanlar kaldırılıp ekinler ekildikten sonra bu odalar açılır, gençler akşamları gitmeye başlardı. Mayıs başlarında Hıdrellez'den sonra, yaz ekinleri başladığında odalarda kapanır herkes tarım işleriyle meşgul olurdu.
        Bu odalarda oturma, konuşma, terbiye ve nezaketin korunması, ahi zaviyelerinde olduğu gibi yaran başı ve onun yardımcısı "oda başılar" ca sağlanırdı.
           Köydeki yoksul ve kimsesiz kişilerin, dul yada kendileriyle ilgilenecek kimseleri olmayan, kocası askerde bulunan kadınlara yardımda bu yaran odalarının görevleri idi.Bu kişilerin çifti, hayvanı yoksa, ekinlerini ekiverme, harmanlarını kaldırıverme, evi yanmışsa ev yapma gibi işleri yine bu odaların görevi idi.
         Köyün genel işlerine yardım etmek de bu yaran odalarının görevleri idi, bunlar, dere, göl taşması, orman, ekin yada harman yanması gibi şeylerdi. Böyle bir durum ortaya çıktığında oda gençleri hemen topluca olay yerine koşar, tehlikeyi önlerdi. (Çağatay, Tesk.Yn.40,s.16-17)
1.14.Ahiyi Ahilikten çıkaran şeyler :

1. İçki içmek

2.Zina yapmak

3.Munafıklık, dedikodu ve iftira etmek 4.Gururlanmak, kibirlenmek 5.Merhametsizlik etmek 6.Kıskanmak 7.Kin beslemek 8.Sözünde durmamak 9.Yalan söylemek 10.Emanete hıyanet etmek 11.Kişinin ayıbını örtmemek,bu ayıbı yüzüne vurmak 12.Cimrilik, eli sıkı olmak 13.Hırsızlık etmek 14.Adam öldürmek

Bunlar bugünkü toplumumuzda da kişiyi değersiz kılan, kötü görülen şeylerdir. (Çağatay, 1989, s.163). 1.15.Ahilerin ödünç para verme ve yardım sandıkları :             Her esnafın sandığında altı kese (torba) bulunurdu.Bunlar:

a-Atlas kese : Esnaf vakfına ait her türlü huccet ve yazışma belgeleri bu kesenin içinde saklanırdı. b-Yeşil kese : Esnafa ait vakıf gelirlerinin senetleri ve tapu senetleri bu kese içinde saklanırdı. c-Örme kese : Vakıf paralarının konması ve saklanmasına özgü kese idi. d-Kırmızı kese : Faize verilen paraların senetleri bunda saklanırdı. e-Ak kese : Her türlü gider belgeleriyle, onaylanmış yıl hesapları bu kesede saklanırdı. f-Kara kese : Tahsili olanaksız senetlerle, bunlarla ilgili şeyler bu kese içinde saklanırdı.

            Esnaf sandığının belli başlı gelirleri şunlardı : Kira gelirleri, vakıf paraları, faizler, vasiyet, hibe, giriş ücretleri ve bağışlar.             Esnaf sandığının giderleri : Onarım giderleri, vergiler, yoksul esnafa yardım, görevlilere aylık yada yıllık, sebil vb. şeylerdir. (Çağatay, Tesk.Yn.40,s.24-25). 1.16.Esnafın kendi aralarında yardımları :
a-Emekliler : Bunlar esnafın yaşlı üstadlarından olup dükkanına gidip gelemeyenlerdir.Bunlardan sermayesi müsait olanlar, kalfalar eliyle yine dükkanlarını yönetirler.
b-Düşkünler : Bunlarda esnaf ustalarındandırlar, kalfalar eliyle yürütülecek dükkanları yoktur. Bunlardan yardıma muhtaç olanlara, para, ekmek, kömür vb. şeyler sandıktan verilir. c-Sakatlar : Esnafın hangi basamağında olursa olsun, herhangi bir arıza veya tedavisi olmayan bir hastalığa uğrayanlardır. Bunlara esnaf sandığından yardım edildiği gibi, esnafın ustaları ve kalfaları tarafından da ayrıca yardım edilirdi.

            Esnaf sandığında biriken paralar, yüzde bir faizle, ihtiyaç duyanlara yada sanatını yada ticaretini geliştirmek isteyen esnafa borç verilir, faizlerden biriken bu paralar da hayır işlerine harcanırdı. (Çağatay,Tesk.Yn.40,s.25).

2.LONCA TEŞKİLATI

            Ahilikten loncalara geçilmesinin başlıca sebebi, törenlerinin zor ve geniş bir kültüre bağlı olması ve ayrıca esnaf arasında müslimler kadar gayrı müslimlerinde bulunmasıdır. Lonca teşkilatı, her çeşit dini ve ruhani törenden uzak olduğundan, böylece toplantılarda müslüman ve müslüman olmayan gözde ustalar bir araya gelebiliyordu.

Lonca kelimesinin, İtalyan ticaret merkezleriyle ilişkilerde bulunulması durumunda ortaya çıktığı zannedilmektedir. Evvelce hammaddenin dağıtıldığı yere "lonca" adı verilirken,zamanla önce bu esnaf birlikleri tarafından yapılan toplantı yerlerine ve daha sonrada bu teşkilatın kendisine "lonca" denmeye başlanmıştır. Ahilikte olduğu gibi loncalarda ustalık derecesine yükselen kalfalara törenle peştamal kuşatılırdı.Teşkilatın mesleki ve sosyal işleri de esnaf şeyhi,kethüda ve ustabaşları tarafından görülüyordu.İdari kadro esnaf tarafından seçilir, ancak bu kadro hükümetin onayı ile göreve başlardı. Loncaların sıkı bir disiplinle yönetilmesi, üretimin arttırılması devletin ekonomiyi denetlemesi bakımından oldukça önem taşımaktadır. Fiyat ve kalite kontrolü teşkilatlar tarafından yapılıyordu.Loncalarda kurala uymayan rekabet kesinlikle yasak olduğundan,böylece iktisadi kaynaklar istenilen biçimde kullanılabiliyordu.

Ahi teşkilatı ile lonca teşkilatı kuruluşlarından "Gedik" kuruluşu haline dönüştüğü 1727 yılına kadar geçen sürede ülkenin sosyal ve ticari hayatına yön vermiştir. (Turhan,1996,s.47-48-49-50).

3.GEDİK TEŞKİLATI

Gedik kelimesi Türkçe'dir. Tekel ve imtiyaz anlamına gelir ki sahiplerinin işleyeceği işi başkalarının işleyememesi ve satacağı şeyi başkalarının satamaması şartıyla hükümet tarafından verilen senedin içindeki hükümlerin kullanılması ve yürütülmesidir.

Bu din ayırımı gözetilmeden vücut bulan, eski mahiyetinden büyük farkı olmayan yeni organizmaya "gedik" denmiştir.

            Resmi terim olarak gedik kelimesi ülkemizde Ahmet III devrinde (1703-1730) yıllarında rastlanır ; ama gediğin tekelci karakteri çok daha önceden mevcuttu. Bu tarz esnaflık ve sanatkarlık 1860 yılına kadar sürmüştür.(Çağatay,1989,s.112).

            Özet olarak gedik, sanat ve ticaretle uğraşabilme yetkisidir. Gediklere ait izin devir vb. şeylerle  hükümet yetkilidir. Ahilikte , ahi kurulları yetkilidir. (Çağatay,1989,s.216).

4.AHİ TEŞKİLATININ EKONOMİK,SOSYAL,SİYASAL VE KÜLTÜREL FONKSİYONU

            Ahilik ortaçağlarda Anadolu'nun sosyal yaşantısının düzenlenmesinde önemli görevler üstlenmiştir. XIII. Yüzyılın ortalarından başlayarak, Türk gençlerini başıboş kalmaktan alıkoymak, kötü alışkanlıklardan kurtarmak ve devletin askeri ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş olan bu örgüt çok yönlü bir sosyo-ekonomik etkiye sahipti. (www.yeni-dunya.com/sayi70/arastirma/ismail-kilinc.htm).

            Selçuklu devleti yıkılmaya yüz tuttuktan sonra sosyal düzeni tesiste ve Osmanlı Devletinin kuruluşunda büyük rol oynayan bir kurumdur. Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı Devleti dönemlerinde, günümüzdeki kooperatif, sendika, sigorta ve bankaların fonksiyonlarını yüklenmiştir.             Ahilik Teşkilatının yardımıyla ekonomik düzen sağlanmıştır. Meslek çeşitleriyle her meslekte çalışacak olanların sayısı, o toplumun ihtiyaçları göz önüne alınarak tespit ediliyordu. Üretim şekli de, tespiti yapılan fiyatların uygulanmasıyla gerçekleştiriliyordu.             İyi bir sanatkar olan ahiler, aynı zamanda siyasi gücede sahiptiler. Nitekim II.Murad döneminde kadem ahi ile ahi Yunus'un önemli bir yeri vardı. Ankara'lı ahiler ise, Yıldırım Beyazıt devrinde nufuslu kimselerdi. Öyle ki, bunlar dükkan kapatmak ve silaha sarılmak suretiyle adeta grev yapmışlar ve 20 gün süren direnişleri sonunda haklarını elde etmişlerdi.

Siyasi ve idari güce sahip olan esnaf birlikleri, Osmanlı Devleti'nin sağlam yönetim yapısı itibariyle siyasi gücün denetleyicisi olarak devletin yardımcısıydı. Nitekim, Kanuni Sultan Süleyman'ın ordu birlikleri arasında isyan işaretlerinin belirmesi üzerine, isyankar askerleri esnafla tehdit ederek bu ayaklanmayı bastırdığı rivayet edilmektedir. (Turhan,1996,s.43-44-45).
        Esnaf ve sanatkarlıkta önemli bir konu olan üretici-tüketici ilişkilerini birbirine zarar vermeyecek şekilde düzenlemiştir.

Ahi teşkilatı, dini yaşamı, sosyal ve ekonomik etkinlikleri ustalıkla organize ederek kaynaştıran sosyal, siyasi, askeri, dini ve iktisadi yönü olan çok fonksiyonlu bir içtimai yapılanmadır. Zamanımızda bir çok modern organizasyondan en önemli farkı, ideal teorinin yanında toplum hayatını işlemiş, toplumla kaynaşmış bir uygulama geliştirmiş olmasıdır. İslam kültürü ve Osmanlı geleneği ile bezenmiş, kendine has, orijinal bir sosyal kurumdur. (www.yeni-dunya.com/sayi70/arastirma/ismail-kilinc.htm).

5.AHİ BİRLİKLERİNİN ÇÖZÜLÜŞÜ

Ahi birliklerince geliştiren üretim organizasyonu aynı zamanda bir takım bozucu etkilerle karşı karşıya kalmıştır. Ahi birlikleri XVII. Yüzyıldan itibaren yavaş yavaş çözülmeye başlamaktadır. Bu çözülmenin çeşitli nedenlerini iç ve dış olmak üzere iki grupta toplayabiliriz. Dış nedenlerin başında gelişen batı sanayisinin Anadolu pazarlarını işgali gelmektedir. Bu dönemde ortaya çıkan merkantilizme bağlı sermaye hareketi Batıda kısa zamanda üretimin gelişmesine yol açmıştır. Dışardan daha çok hammadde almak ve dışarıya mümkün olduğu kadar mamul madde satmak olarak özetleyebileceğimiz merkantil politikadan dolayı batı Avrupa sanayii, çeşitli pazarlara ve bu arada Anadolu'ya yönelmektedir. Bu durum karşısında Osmanlı Devletinin bir takım engelleyici tedbirler almak yerine, yabancı tüccarlara kapitülasyon adı altında imtiyazlar tanıması ve giderek bu imtiyazları genişletmesi Ahi birliklerinin çözülüşünü hazırlayan nedenlerin en önemlisi sayılabilir. Ahi birliklerinin çözülüşünü hazırlayan iç nedenlere gelince; yerli üretimin batı sanayii karşısında gerilemeye başladığı dönemlerde ortaya çıkan kargaşalıktan yararlanmak amacıyla, sanayi alanına bazı katılmalar olmuştur. XVI. Yüzyılın sonlarından itibaren esnaf arasına Osmanlı toplum yapısı içerisindeki yerleri bakımından biri esnafın üstünde, diğeri de dışında bulunan zümrelerden olmak üzere iki ayrı grup katılmaktadır. Bu gruplardan ilki müteşebbis-sermayedar sınıf, ikincisi de köyden şehre göçenlerle bu alan ordudan katılanları içine almaktadır. Müteşebbis-sermayedar sınıfın sanayi alanına yönelmesi ile Ahi birliklerinde sermaye emek bütünlüğü parçalanmıştır. İhtiyaçların fonksiyonu durumunda olan üretim ticaretin fonksiyonu haline gelmektedir. Bir malın mümkün olduğu kadar ucuza yapılıp, yine mümkün olduğu kadar pahalıya satılması amacına bağlı bu müteşebbis sermayedar zümrenin üretim sürecine katılmasıyla Ahi birlikleri organizasyonu temelinde değişmektedir. Bu değişmeye bağlı olarak imalatın belli standartlara uygunluğu kuralı, maliyetin asgariye indirilmesi kuralına; eşyanın narh fiyatlarına göre satılması kuralı ise satışta en yüksek karın elde edilmesi kuralına yerlerini bırakır. Ticaret ve sanayi alanına dışardan katılmak suretiyle Ahi birliklerinin çözülmesini sağlayan ikinci grup ise köylülerle askerlerden oluşmaktadır. Üretim ve üretici arasına girmiş olan sermayeci sınıflar, bu köylü gruplarını kullanmıştır. XVI. Yüzyıldan itibaren savaş gelirlerinin kesilmesi çeşitli rant kaynaklarının verimsiz hale gelmesi ve batının merkantilist ekonomi politikası sonucu  Osmanlı ülkesi içersinde para değerinin devamlı olarak düşmesi gibi nedenler Ahiliğin çözülüşünü etkilemiştir. Üretim organizasyonu ile ilgili geleneksel kuralların çiğnenmesi, varlığı bu kurallara dayanan Ahi birliklerinin fonksiyonlarını kaybederek çözülmesine sebep olmaktadır. Ahi ahlakıyla, ne de bu bu ahlaka bağlı olarak geliştirilen geleneksel üretim organizasyonu ile uzaktan yakından hiçbir ilişkisi yoktur. Bu kıymet alçalışı içinde Meşrutiyete kadar İstanbul'da , özellikle "peştamalcılar" esnafı arasında yaşatılmaya çalışılan Ahi geleneği Meşrutiyetten sonra bütünüyle kaybolmaktadır. Cumhuriyetten sonra çıkarılan tekke ve zaviyeleri yasaklayan kanun ise bu birliklerin son kalıntılarını da  silip süpürmüştür. Türk kültür tarihinde önemli bir yer teşkil eden ve birçok yönlerden orijinal bir Türk teşkilatı olan Ahi birlikleri günümüzde çeşitli meslek örgütlerine ve kuruluşlarına bazı önemli noktalarda örnek olabilecek niteliktedir. (www11.ewebcity.com/ahibirlikleri/cozulus.html).

KAYNAKLAR

1-     Bir Türk Kurumu Olan Ahilik

Prof. Dr. Neşet ÇAĞATAY, 1989, Ankara.

2-     Ahlakla Sanatın Bütünleştiği Türk Kurumu Ahilik Nedir?

Prof. Dr. Neşet ÇAĞATAY, TESK yayın no :40.

3-     Ahilikten Günümüze Mesleki ve Teknik Eğitimin Tarihi Gelişimi

Dr. Kemal TURHAN, 1996, İstanbul.

4-     1. Uluslar arası Ahilik Kültürü Sempozyum Bildirileri

Kültür Bakanlığı, 1993, Ankara.

5-     Türk Eğitim Tarihi

Prof. Dr. Yahya AKYÜZ, 1994, İstanbul.

6-     (www.tesk.org.tr)  İnternet Sitesi 7-     (www.istesob.org.tr)   İnternet Sitesi 8-     (www11.ewebcity.com)  İnternet Sitesi 9-     (www.ahilikvakfi.sitemynet.com) İnternet Sitesi

10-    (www.yeni-dunya.com)   İnternet Sitesi 

 

 

Ana Sayfa